• Bir hava şehidinin 55 yıl sonra bulunan anıları

    60 YIL ÖNCEKİ TÜRKİYE… 2. Dünya Savaşı öncesi, sırası ve sonrasında genç bir Anadolu insanının Savaş pilotu oluşu, o günlerin olayları, yanı başındaki arkadaşlarının birer birer şehit oluşları, hiçbir şey olmamış gibi pilotluğu sürdürmeleri, kendilerinin ve ülkenin yaşadığı yokluklar, zorluklar…

    ÖNSÖZ


    Işıklar içinde yatsın, aslen Sakaryalı, İstanbul/YEŞİLYURT’ un Mediha Hanımefendi’ si, 24.01.2013 tarihinde, 85 yaşında aramızdan ayrılmıştı.

    Bir süre sonra çocukları annelerinden kalanları karıştırırken, bir eski çanta içinde, DÖRDÜ DAKTİLO EDİLMİŞ, DEVAMI OLAN ELLİ BEŞ SAYFA İSE EL YAZMASI kağıtları buldular.

    Okumaya başladılar şaşırarak; üç çocuğu da, ne gençliklerinde, ne de sonrasında bunları görmüşlerdi, Mediha Hanımefendi de hiç söz etmemişti.

    YAZILANLARI KALEME ALAN; 08.03.1962 tarihinde TOROSLAR üzerinde ŞEHİT OLDUKTAN SONRA, İstanbul/Edirnekapı/Sakızağacı Hava Şehitliği’ nde, çok sevdiği vatan toprağına verilmiş olan EŞİ, PİLOT ZÜLFİKAR KAYA’ ydı…

    YAKLAŞIK 55 YIL ÖNCE YAZILMIŞTI ve bunca yıl içinde eşinden başka hiç kimse görmemiş, okumamıştı… Elime geçmiş olan fotokopileri, Türkiye’ nin çok özel yıllarındaki olaylardan söz ediyordu… Kimi olaylar parça parça, çeşitli anı aktarımlarında, ya da ilgili kurumların bir köşede kalakalmış kayıtlarında vardı belki ama bunlar da ‘’CANLI TANIĞININ KALEMİNDEN AKTARIM’’ la yazın dünyamızda yerini almalıydı.

    60 YIL ÖNCEKİ TÜRKİYE… 2. DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ, SIRASI VE SONRASINDA genç bir ANADOLU insanının SAVAŞ PİLOTU oluşu, o günlerin olayları, yanı başındaki arkadaşlarının birer birer şehit oluşları, hiçbir şey olmamış gibi pilotluğu sürdürmeleri, kendilerinin ve ülkenin yaşadığı yokluklar, zorluklar…

    * * *

    Okudukça; günümüz insanlarını, günümüz siyasilerini düşündürecek, özellikle de BİRÇOK ULUSAL KAVRAM VE DEĞERLERİMİZİ YALANLARLA, OLANLARIN OLUŞ NEDENLERİNİ KENDİNCE DEĞİŞTİREN PROVOKATİF SUNUMLARLA BAMBAŞKALAŞTIRANLARI UTANDIRACAK çıkarımlar edindim. İşte bu nedenlerle bu duygusal yaşam öyküsünü ‘’SİYASİ ÖYKÜ’’ olarak kategorize ettim.

    Çıkarımlarımı son bölümde aktaracağım. Bunun nedeni, okurken kendi kanılarınızı özgürce oluşturabilmenize ve daha sonra benimkilerle karşılaştırabilmenize olanak tanıma isteğimdir.

    Aktarımda noktalama çalışması dışında hiçbir değişiklik yapılmamış, bazı cümle düşmeleri, parantez içindeki tamamlamalarımla giderilmeye çalışılmıştır.

    HAYDİ, ANLATILAN İNSANLARI ÇOK SAYGI VE ÇOK SEVGİYLE DÜŞÜNEREK okuyalım, O GÜNLERİ YAŞAYALIM…

    * * *

    BİRİNCİ BÖLÜM



    ZÜLFİKAR KAYA

    Doğum 1337 – Nazimiye

    Kali oğlu

    Silahlı Kuvvetler’ e Duhul- 26.07.1939

    Sicil no 1941/915

    * * *

    1938 SENESİNDE ORTAOKULU İYİ DERECE İLE BİTİRDİM. Bazı müşkülatlar dolayısıyla tahsile devam edemedim. Ve bu arada boş durmayarak, mekteplerin kaydı kabul şartlarını öğrenmeye çalışıyordum. Zira BULUNDUĞUM YER yolu olmayan ve hiçbir tarafa vesaiti çalışmayan TUNÇELİ’ NİN NAZİMİYE KAZASI idi.

    Bir ortaokulu okumak için üç gün katır sırtında ELAZIĞ’ a giderdik ve mektepler tatil olmadan annemizin babamızın yüzünü göremezdik. Bu kadar fedakarlığa 1938 senesine kadar ancak iki arkadaş katlanmıştık. Maddi imkansızlıklar yüzünden de liseye devam edemedik.

    Bu arada, TÜRK KUŞU’ nun o zaman hazırladığı ‘’HAVA GEDİKLİ HAZIRLAMA OKULU’ na kayıt olunuz, Türk semalarında uçunuz (yazılı), kocaman bir renkli kağıt üzerine, başında gözlüklü uçuş başlığı, ellerinde eldiven, mavi renkli gabardinden, bol stilli elbise, üst köşede de bir tayyareyi ihtiva eden afiş kağıtlarını görünce soluğu MALİYE DAİRESİ’ nde aldım. Zira ufak yerlerde TÜRK HAVA KURUMU’ nun şubeleri olmadığı için, Maliye bu işleri de organize ediyordu. TÜRK KUŞU UMUM MÜDÜRLÜĞÜ’ NE BİR İSTİDA İLE MÜRACAAT ETTİM.

    15 GÜN SONRA ‘’En yakın bir hastanede muayene edilerek, ebeveynin de muvafakati alındıktan sonra, YOL VE ZARURİ MASRAFLARI DA MALİYE TARAFINDAN ÖDENMEK ÜZERE, hemen İnönü Planör Kampı’ na (Bkz.1) sevk…’’ edilmem için BİR YAZI GELDİ.

    Aynı gün, yani 25/7/1939 GÜNÜ ELAZIĞ’ A HAREKET ETTİM. ÜÇ GÜN SONRA DA ELAZIĞ ASKERİ HASTANESİ’ NDE MUAYENE OLDUM. SAĞLAM RAPORUNU ALDIKTAN SONRA, ERTESİ GÜN ANKARA’ YA BAŞKA ARKADAŞLARLA SEVK ETTİLER.

    İçimizde, her şeyden evvel, Ankara’ yı göreceğiz diye büyük bir sevinç vardı. Trende tanıştığımız Ankara’ yı iyi bilen bir zat, şimdiki HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI binası o zaman TÜRK KUŞU Binası idi, oraya getirerek ayrıldı. HEMEN KAYITLARIMIZ YAPILDI, o gece de misafir edildik, yemekten sonra yanımıza birisini kattılar, saat 23.00 e kadar Ankara’ yı bir hayli gezdik. Ertesi gün de bol bol gezdik.

    Akşamüzeri tekrar trenle İNÖNÜ KAMPI’ na gitmek üzere hareket ettik. Gece İNÖNÜ İSTASYONU’ nda trenden alarak, otobüsle kampa götürdüler.

    Ertesi günü sabahleyin, ortalık daha aydınlanmadan uyandırdılar. Bizden evvel gelmiş 1000 geçkin talebe vardı. Hep beraber sabah kahvaltısı yaptık ve kamp binalarının önünde dizildik.

    Hocalar talebelerini alarak meydanın muhtelif yerlerine dağıldılar. Nöbetçi hocası biz yenileri de alarak, kamp müdürü Arif DORUK Bey’ e çıkardı. Eski bir asker olan Arif Bey çok değerli, özü sözü aynı, sarı benizli bir zattı. Konuşmaları ile istikbalimiz ve nasıl hareket edeceğimize dair bir özet yaptıktan sonra serbest bıraktı.

    O gün akşama kadar bir leylek yavrularını uçurmaya nasıl uğraşırsa, hocaların da talebeleri uçurmak için ne gayretler harcadıklarını gördük. Kimisi uçmaya çalışıyor, kimisi üç beş metre havalandıktan sonra yere vurup, planör paramparça oluyor, kendisi içinden sapasağlam çıkıyor… O günü, akşama kadar vaktimiz gülmek ve eğlenmekle geçti.

    Ertesi günü bizi de postalara ayırdılar. Hocamız, tanıştıktan sonra, bir planörün başında LEVYENİN HAREKETİ, DİREKSİYONUN HAREKETİ ve UÇUŞ hakkında malumat verdi. Bir planör uçarken, uçmadan uçuşa hazırlanırken neler yapmak icap ettiğini birer birer izah etti. (Ne gariptir ki o zamanki hocam(la) 5/1/1954 günü LAPSEKİ civarında beraber kaza geçirdik, o şehit oldu.)

    Bir hafta kadar muvazene, rule, sıçrama talimlerini yapmakla geçirdik. Bir akşamüzeri kamp binalarının önünde kimi(miz) voleybol, kimi(miz) futbol oynuyoruz… Birden bire herkesin gözleri havaya dikildi. Bir planör takla ata ata, arada bir burgu gibi döne döne yere doğru alçalıyor… Yanımdaki arkadaşıma ‘’Eyvah, gidiyor…’’ (diye) lafı tamamlamadan planör tekrar düzeliyor… Biraz ilerideki bir arkadaş ‘’O ne gavurdur, yaman bir adamdır…’’ dedi. Planör süzülerek, ilerilerde düz bir yere indi. Hepimiz koşuştuk. İçinden sarışın, zayıf, uzun boylu bir adam çıktı. ‘’Kim bu?’’ diye birbirimize sorduk. Meğerse uçuş mütehassısı, ANOHİN isminde bir Moskof imiş. Ertesi günü aynı numaraların daha iyisini başka birisi bize seyrettirdi; planör indikten sonra içinden Anohin’ i beklerken, o zamanki Türk Kuşu hocalarından en kıymetlisi olan ve uzun zaman kamp müdürlüğü yapan Sayın Ali YILDIZ (Bkz.2) çıktı. Bu kıymetli uçucu uzun seneler Türk ORDUSU’ na güzide p(i)lotlar hediye ettikten sonra, şimdi ticaretle meşgul olmaktadır.

    Günler geçtikçe biz de muvazene, şamdel, düz uçuş… derken A Tepesi’ ni boylamıştık. A Tepesi derken, belki merak edeceksiniz; A Tepesi ovaya nazaran 20-30 metre, B Tepesi 50 metre, C Tepesi ise kampın arka tarafında, 280 metre yükseklikte tepelerdir. Pilot olacak talebeler A, B, C tepelerinde uçuşlar yaparak, irtifaya, aynı zamanda uçuşa alışırlar(dı).

    İLK ŞEHİDİMİZ


    A Tepesi’ nde uçarken, Numan (SEMERCİ) ismindeki bir arkadaşımız planörle dönüş yapmaya çalışırken, yere kanat takarak bir kaza geçirdi. Planör kırıldı, Numan içinden çıktı, ‘’Belim ağrıyor…’’ dedi. Sıhhiye arabası ile Eskişehir Hava Hastanesi’ ne naklettiler. BİR HAFTA SONRA genç yaşta, hayatına doymadan BİZLERİ BIRAKARAK, GÖÇ EDİP GİTTİ.

    Artık sonbahar gelmiş, pilotlar Ankara’ ya, makinist ve telsizciler de Kayseri’ ye gitmek için hazırlıklara başlamıştı.

    Bir gün yine sabahtan ‘’Haydin uçuşa!’’ dediler. Uçuş, ovada REMORK vasıtası ile yapılacaktı. Remork: Planörden bir iki kilometre ileride bir kamyon tekerleğinin biri boşta jant üzerine sarılı, telin bir ucu planöre bağlı, diğer ucu da janta bağlı(dır). Kamyon çalışırken boşta dönen jant sarılır, bu çekiş ve hızdan istifade ederek planör havalanır. Kafi miktarda irtifa alınca, p(i)lot, planörün ucundaki telin ucunu kancadan kurtarır ve uçar…

    İşte o gün de böyle bir uçuşta Dursun isimli arkadaşı az daha kaybedecektik; planör parça parça oldu, bizim Karadenizli DURSUN, iki ayağını feda ederek mucize kabilinden kurtuldu.

    Kamptaki hazırlık ta bitmişti ki, bir gün trene bindirildik, p(i)lotlar Ankara’ da indik, telsiz(ciler) ve makinistler Kayseri’ ye gittiler.

    İkinci Bölüm



    ANKARA’ DA YEDİ AY


    Daha İnönü Kampı’ da iken İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI patlamıştı. Almanlar Avrupa’ yı kasıp kavuruyorlardı. BİZİ DE BİR AN EVVEL P(İ)LOT YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLARDI.

    CUMHURİYET BAYRAMI’ NA HAZIRLIK


    Teşrinievvelin (Ekim) içindeyiz.

    Cumhuriyet Bayramı’ na büyük bir hazırlık var. Biz de Türk Kuşu’ nda, beyaz başlık, beyaz kombinezon, ayakta kırmızı sandal, On Dokuz Mayıs Stadı’ nda provalara gidiyoruz…

    Pencerelerden bakan yaşlı anneler bizlere ‘’KURBANLIK KUZULAR! ANNELERİ, BABALARI NASIL DA KIYMIŞLAR DA BUNLARIN UÇMALARINA MÜSAADE ETMİŞLER?’’ (diyorlardı). Bizler de bu sözlere gülüyor(duk), söylenenler bir kulağımızdan giriyor, bir kulağımızdan çıkıyor(du)…

    O sene muazzam bir resmigeçit oldu. Harp dolayısıyla havacılığa dört elle sarılmış MİLLİ MÜDAFAA VEKİLİ, hatırımda kaldığına göre Sayın Naci TINAZTEPE, müsteşarı Sayın Zeki DOĞAN ve hava müşaviri Sayın Celal YAKAL, BİR AN EVVEL YETİŞMEMİZ İÇİN TÜRK KUŞU İLE DAİMİ İSTİŞARELERDE BULUNUYORLARDI. Arada bir dershanelere gelerek, okuduğumuz dersleri yakından takip ediyorlardı.

    RAHMETLİK AZİZ MAREŞALİMİZİN TEFTİŞLERİ


    O devrede MEVCUDUMUZ SEKSEN YEDİ KİŞİ KADARDI. Kimimiz planörlerle, kimimiz de tayyarelerle uçuşlar yapıyorduk.

    Rahmetli MAREŞAL teftişe geldiler. Bir hayli gösteri uçuşları yapıldı. Bizleri etrafına toplayarak; elinde baston, o heybetli, nurlu simaları halen gözlerimin içinde, mübarek sedaları da kulaklarımın içinde taptaze duruyor, kıymetli nasihatleri ile ihya ettiler.

    Kış tamamıyla bastırmıştı. Öğleden evvel kar, kış demeden uçuyor, öğleden sonra da ders yapıyoruz… Allah rahmet eylesin, bir de riyaziye hocamız vardı. Gazi Lisesi Müdürü Necati BEY’ di. ‘’Çocuklar, son dersimi trende vereceğim.’’ derdi. Hakikaten çok değerli bir riyaziyeciydi.

    Kışı bir hayli üzüntü ile geçirmiştik. Gece, NÖBETÇİ ARKADAŞ ‘’ZELZELE VAR!’’ DİYE BAĞIRARAK HEPİMİZİ KALDIRDI. ERTESİ GÜNÜ ERZİNCAN FELAKETİNİ GAZETELERDE OKUDUK. Binlerce vatandaş ölmüş, kimsesiz, sakat ve enkaz altında kalmıştı. (Bkz.3)

    100 GENÇ P(İ)LOTUMUZ ORDUYA KATILIYOR


    1 Nisan 1940 da trenle Eskişehir’ e, bir öğretmen nezaretinde gittik. Gece Eskişehir İstasyonu’ nda, o zamanki Hava Okul Komutanı Yarbay ( Şimdi Tüm General) İhsan ORGUN (Bkz.4) ve maiyeti bizi karşıladılar. İstiklal Marşı ve takdim merasiminden sonra doğruca hava okuluna gittik.

    İlk zamanlar sivil hayatı aradık. Üç beş günlük intibak ve istirahattan sonra postalara ayırdılar, motorlu tayyarelerle uçuşlara başladık. KISA BİR ZAMANDA ASKERLİĞE VE UÇUŞLARA BİR HAYLİ ALIŞMIŞTIK.

    2. ŞEHİDİMİZ


    Bir gün uçuştan geldik, doğruca yemek salonuna girdik. Evvelce gelip oturanlar konuşmuyorlar, ortada bir sessizlik var… Öğrendik ki Mehmet TAŞEL isimli arkadaşımız şehit olmuş. Bu aziz şehidin annesi ve babası bir müddet sonra okula geldiler. Hepimizle görüştüler. Okul komutanına ‘’İCAP EDERSE, OĞLUMUZUN BOŞLUĞUNU DOLDURMAK ÜZERE, YERİNE KARDEŞİNİ SEVE SEVE VEREBİLİRİZ…’’(dediler-1940).

    3. ŞEHİDİMİZ


    Kış yaklaşıyor. UÇUŞLAR ADETA HARBİN SEYRİNE TABİ İDİ. BAZI GÜNLER KAR KIŞ DEMEDEN EĞİTİM YAPIYORUZ. Bu arada Şahap FIRAT(Şahabettin FIRAT) ismindeki arkadaşımızı da şehit verdik. Geride kalan BİZLER DE ADETA ŞEHİTLERİMİZİN MANEVİ KUVVETLERİNDEN CESARET ALIYORUZ, bütün cesaret ve hevesimizle uçuşlara devam ediyoruz.

    GARİP BİR HADİSEDEN TESADÜFEN KURTULAN ARKADAŞLAR


    Uçuşların böyle bir civcivli gün(ün)de, havada bir gürültü koptu. ‘’Acaba bir şey mi var?’’ diye gözlerimiz havaya dikildi. Tahminen 1500 metre kadar yükseklikte, paraşütle sallana sallana yere doğru inen var… Biraz altında tayyare virile girmiş, acı bir ses çıkararak yere düşüp paramparça oldu. ‘’Acaba içinde atlayandan başka kimse var mıydı?’’ diye düşünürken Abdullah HEPER isminde başka bir arkadaş Alman yapısı GOTA tayyaresi ile uçarken birden bire üzerine bir şey kapanmış… Bakmış ki tayyareye ait bir yarım kanat… O vaziyette meydana gelip, hiç kaza yapmadan inmişti. Sonradan anlaşıldı ki, paraşütle atlayan Sabri ERDOĞDU, 1500 metre yükseklikte uçarken tayyaresinin kanadı kopmuş, tayyare virile girmiş, kendisi de atlamak suretiyle canını kurtarmış. DAHA AŞAĞILARDA UÇAN ABDULLAH’ IN TAYYARESİNE, KOPAN KANAT SAPLANMIŞ. O DA SOĞUKKANLILIĞINI MUHAFAZA EDEREK, OLDUĞU GİBİ MEYDANA GELEREK, İNMİŞTİ. O zamanki okul komutanı tarafından arkadaşlar taltif edilmiş ve alınlarından öpülmüştü.

    HARP PİLOTU OLARAK ORDUYA KATILIYORUZ


    12 ŞUBAT 1941’ DE DİPLOMALARIMIZ VERİLDİ. Kuralarımız daha evvel çekildiği için kıtalarımız belli olmuştu.

    Harcırahlarımızı aldık. Ben doğruca Diyarbakır 2. Tayyare (Alayı) 45. Bölük emrine verilmiştim. Alay bu arada Adana’ ya kalkmıştı, onun için doğruca ADANA’ YA GİTTİM. BÖLÜĞÜME İLTİHAK ETTİM.

    Adana’ da bir ay kadar kaldıktan sonra, Karataş Nahiyesi’ nin Cınlı Malaz Meydanı’ na, gece uçuşları yapmak üzere taburca intikal ettik. Tabur komutanımız şimdiki Hava Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Gavsi UÇAGÖK (Bkz.5) idi.

    İki ay kadar sıkı bir disiplin altında, gece gündüz eğitim yaptık. Gece karartması ve gündüz kamufle, her şeyimiz tekmil, aleste bekliyorduk…

    İSKENDERUN’ A TAARRUZ MU VAR?


    Gündüz uçan arkadaşlardan birisi, birkaç parçadan mürekkep bir donanma(nın) İskenderun Körfezi’ ne sokulmuş, şehre doğru ilerlediklerini görünce, hemen döner, meydana gelir, iner, gördüklerini takım komutanına söyler…

    Meydanda uçuş bitmek üzereyken, ani bir alarm çanı çaldı. Herkeste bir koşuşma… Tayyarelerin başına gidip, emir bekliyoruz…

    44. Bölük Komutanı, şimdi yarbay olan Baki GEGİN (Bkz.6) vazife aldı. Hemen tayyareye atlayarak havalandı, körfez üzerinde 30 dakika kadar uçuş yaparak, gelip, indi. Fransız armasını taşıyan birkaç parça gemi, Türk Bayrağı çekmişler, limana yaklaşıyorlar… Ertesi gün radyoda dinledik ki AKDENİZ’ DEKİ FRANSIZ DONANMASI İSKENDERUN’ A SIĞINMIŞ… Bu donanma uzun zaman İskenderun’ da kaldı. O GECE SABAHA KADAR TEPEMİZDE ALMAN TAYYARELERİ UÇUP DURDULAR.

    SOĞUK BİR ŞAKA


    KARATAŞ, Adana’ nın ufak bir nahiyesi olmasına rağmen, sahilde olduğu için denizin ona verdiği hoş bir güzelliği var.

    Bu ufak yerde, mektepler tatil olduğu için, taburun bütün subay ve astsubayları okul binasına sığınmış, akşamüzerleri denizden istifade ederek, oldukça neşeli vakit geçiriyoruz.

    Kasabanın iki de kahvesi var; birisinde subay, diğerinde astsubaylar oturuyoruz…

    Oturduğumuz kahvede tahminen 2 metre uzunluğunda bir delikanlı kapıdan içeri girdi. Elinde koca bir torba, kahveciye bir şeyler söyledi. Kahveci de ‘’Bunlar asker. Belki de kızarlar. Yapma!’’ (dedi). Hepimizin gözleri onlarda, delikanlı aldırmadan elindeki torbanın ağzını açtı, elini sokup kocaman bir yılan çıkardı. Eli başından daha yukarıda, kuyruğu yerde olan yılanın tahminen 2.5 metre uzunluğu vardı. Bunu gören bizler, kimimiz kapıdan, kimimiz pencereden dışarı fırladık. Delikanlı da yılanı toparladığı gibi, subayların olduğu kahveye girdi. Aynı şeyi orada da yaparken takım komutanından güzel bir zaparta yedikten sonra çekip gitti.

    REFAH VAPURU’ NUN BATIRILMASI VE KURTULAN KAZAZEDELER


    Akşam yemeğini yedikten sonra…

    Çarşı içinde bir telaş var. Sağa sola koşuşmalar…

    Tabur komutanı iki tane otobüs getirtti. Birkaç yerli, tabur komutanı ile bölük komutanı binip, gittiler. Yarım saat sonra iki otobüs, içi hınca hınç dolu, geldiler. Kimisi çıplak, kimisi yalınayak, kimisi başı açık, kimisinin elinde fotoğraf makinesi…

    Doğruca yemekhanenin önünde indiler. Alelacele yemek temin edildi, yatılacak yerler hazırlandı, hepimiz etraflarına toplandık.

    ‘’REFAH VAPURU İLE İNGİLTERE’ YE GİDİYORDUK, BİZİ BATIRDILAR. KOCA VAPURDAN KURTULAN BU KADAR.’’


    Hatırımda kaldığına göre 18 kişi kadarlardı. O zaman anlattıklarına göre, geminin mürettebatından başka, İngiltere’ de havacı yetişmek üzere epey de pilot namzedi varmış. Ayriyeten de 4 gemi getirecek kadar mürettebat varmış. (Bkz.6)

    HARBİN EN AMANSIZ ZAMANLARI…


    Hükümet resmen mihver ve müttefik devletlerden müsaadeyi almış, geminin hangi rotayı takip edeceği de ilan edilmiş. Geminin bütün ışıkları donatılmış. Herhangi bir tehlike olacağı ihtimali dahi hatırlanmaksızın, herkes gece geç vakitlere kadar eğlenmiş. Tam uykuya çekilirken ani bir infilak, peşinden bir sarsıntı gemiyi ortadan ikiye bölmüş. Kazan dairesi patlamış… Kimisi sulara atlayarak, kimisi aldığı yaraların tesiri ile sulara gömülerek gitmiş. Bir anda vaziyetin çok vahim olduğunu gören Hava Yüzbaşı Reşat ASİL, geminin pusulasını sökmeyi ihmal etmemiş. Sağlam kalan bir tek filikanın içine oturmuş, ’’Ben yüzme bilmiyorum. Bu şekilde denize indirin!’’ demiş. Kurtulanlar filikayı denize indirmişler, gemiden biraz ayrılmışlar. Gemi tamamıyla sulara gömülerek, gözden kaybolmuş.

    Kurtulanlar o geceyi geminin battığı mıntıkada geçirmeyi teklif etmişler. Şafak sökünce pus(u)lasıyla yollarını intihap ederek, elleriyle kürek çekmek suretiyle Karataş sahilini bulmuşlar. Köylüler de denizden (çıkan) böyle çıplak, küçük bir filika içine sıkışmış, bu kadar kişiyi görünce, doğruca tabur komutanına haber vermişler. İşte otobüsle getirilenler feci kazadan kurtulanlarmış.

    Gece, kimimiz gömlek, kimimiz ayakkabı, kimimiz elbise vermek suretiyle, mümkün mertebe kazazedelerin ihtiyaçlarını temin ettik. Bu vaziyet anında telsizle ilgili makamlara bildirildi.

    Sabaha doğru alınan emir gereğince, otobüslerle Adana Valiliği’ ne kazazedeler teslim edildi.

    Ertesi gün ani bir emirle, takımca Adana’ ya intikal yaptık.

    KAZA YERİNDE ARAMA


    Refah Vapuru’ nun batırıldığı üç-dört gün olmuştu ki alınan emir gereğince, tayyarelerle kaza yerinde arama yapılacaktı.

    Tayyareler hazırlandı, takımdan üç tayyarelik ekip vazife aldı ve arama yapıldı. Tabii ki olan olmuş, deniz üzerinde her hangi bir emare dahi kalmamıştı. Sonradan öğrendik ki, iki kişi daha yüzmek suretiyle Karataş sahiline çıkmışlar. Birisi kurtulmuş, diğeri de karaya çıkar çıkmaz can vererek şehit olmuş.

    VAZİYETLER VAHİMLEŞİYOR. TEKRAR İNTİKAL YAPIYORUZ


    ALMANLAR BEKLENMEDİK BİR ANDA RUSLAR’ A TAARRUZ ETMİŞLER, HER DAKİKA BİR ŞEHRİ ALIYORLAR… Her devlet kendinden korkuyor(du).

    Aldığımız bir emirle, alayca Kütahya’ ya intikal ettik. BU İNTİKALDE de TOROSLAR’ da, Ali Doğan (TUGAY) , Üsteğmen Reşat (GÖKERİ), Üstçavuş Turgut İPEK’ i şehit verdik.

    Kütahya’ ya yerleştikten sonra, BİRKAÇ AY İÇERİSİNDE (Pilot Teğmen) Halit ÖZEN’ i, Başçavuş Halis (SAĞINTÜRK), Başçavuş Selatin (Selahattin ŞİŞMAN) gibi KIYMETLİ PİLOTLARIMIZI KAYBETTİK.

    HEYECANLI BİR UÇUŞ


    ALINAN BİR EMİR GEREĞİNCE BÖLÜKLER UZUN SÜRELİ SEFER UÇUŞLARINA BAŞLAYACAKLARDI. İlk defa bölük komutanımız bu emri tatbik etti.

    Üçlü bir filo (halinde) Kütahya’ dan kalkıp, Mersin, İskenderun, Adana, Pozantı, Kütahya (uçuşu) yapacaktık.

    Bir gün öğleden sonra emri aldık, bütün hazırlıklarımızı bitirdik. Ertesi gün sabahtan uçuşa gidecektik. Hepimizde oldukça heyecan vardı. Zira birkaç ay evvel Toroslar’ da şehit vermeyi ihmal etmemiştik. Çünkü ELİMİZDEKİ TEK MOTORLU TAYYARELERLE TOROSLARI GEÇMEK OLDUKÇA ZORDU.

    Üsteğmen Rauf GÜRBÜZ’ ün liderliği altında yerden havalandık. Mersin istikametinde Torosları aştık.

    Tam TOROSLAR üzerinde benzin deposunu değiştirmek icap etti. Depoyu değiştirdim. Başımı da yandan çıkararak egzos borusunu kontrol edeyim derken rüzgar başımdaki uçuş gözlüğünü ve boynumdaki eşarbı aldığı gibi götürdü.

    Mersin’ e artık yaklaşmıştık. Yavaş yavaş filoca irtifa kaybederek alçaldık. Artık deniz seviyesine inmiştik. Sahili yalayarak, alçak uçuşla körfezden geçerek İskenderun üzerine vardık. Bir iki alçak uçuştan sonra tekrar irtifa alarak Adana - Pozantı rotasına girdik. Pozantı’ dan sonra asıl heyecan başladı.

    Havanın çok sıcak olması hasebiyle tayyareler zor irtifa alıyor… Toroslar’ da en yüksek yeri olan Bulgar Tepesi’ nden geçmek icap edecekti. Azami gayreti sarf ederek zirveye yaklaşırken birden sola ani bir dönüşle Mersin istikametine kay(ıl)dı. Soldaki tayyare altımızdan kayarak Gülek Boğazı’ nda, Ulukışla istikametine çekip gitti. Ben de son devir ve yedek gazı da kullanarak Bulgar Tepesi’ ni 100-150 metre kadar üstünden geçtim. Tekrar Ereğli üzerinde buluşarak, üçlü filoyu muhafaza ederek Kütahya’ ya geldik. O GÜNKÜ MÜŞKÜLATIMIZI FİLO KOMUTANI BÖLÜĞE BİLDİRDİ VE BU UÇUŞTAN BİR DAHA VAZGEÇİLDİ. BU UÇUŞU HİÇ İNMEDEN 5 SAAT 15 DAKİKADA YAPMIŞTIK.

    >>>



    10 saat önce
  • Diktatörün düşüşü… Marcos

    Dünyanın bu tarafında diktatör denince aklımıza Filipinlerin devrik diktatörü Ferdinand Marcos gelir. Ondan sonraki diktatörleri tanımlamak için de kullanılan bu “örnek diktatör imajı” muhtemelen sadece buralara özgü değil.

    3 gün önce
  • Marmara Denizi'nde salya: 'Müsilajın suyun altındaki sonuçlarından korkuyoruz'

    Marmara Denizi, su yüzeyini ve derinlerini saran ve "deniz salyası" olarak adlandırılan müsilajla boğuşuyor.

    5 gün önce
  • El Salvador, bitcoini resmi para birimi ilan eden ilk ülke oldu

    El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele'nin teklifiyle hazırlanan ve Kongresi'nin onayladığı yasa, 90 gün içinde yürürlüğe girecek. Yeni kanunla bitcoin El Salvador'da ABD Doları gibi resmi para birimi olacak. Ülkede tüm iş yerleri bitcoin ile yapılan ödemeleri kabul edecek.

    6 gün önce
  • Dünya küresel ısınma eşiği olan 1.5 C dereceye 'gelecek beş yıl içinde ulaşabilir'

    Dünyanın, küresel ısınmanın sınırlandırılması için eşik olarak görülen seviyeye, gelecek beş yıl içinde ulaşacağı öngörülüyor.

    8 gün önce
  • Almanya Türkiye'yi Covid-19 yüksek riskli bölgeler listesinden çıkardı

    Almanya'da bulaşıcı hastalıklar alanında çalışmalar yürüten Robert Koch Enstitüsü (RKI), Sağlık, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarıyla hazırladığı riskli bölgeler listesini güncelledi.

    8 gün önce
  • Marmara Denizi'nde 'ekolojik yıkım': Müsilaj nedir?

    Marmara Denizi'nde Mart ayından bu yana giderek yayılan, balıkçılık faaliyetlerini durduran ve halkta tedrginliğe neden olan müsilaj ya da deniz salyası Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nı harekete geçirdi.

    8 gün önce
  • İnsanlar bir milyon yıl sonra neye benzeyecek?

    İnsan yapısı, bedeni, genleri zamanla değişiyor. Bir milyon yıl önce homo sapienslerden de bahsedemiyorduk. Peki bundan bir milyon yıl sonra neye benzeyeceğiz?

    8 gün önce
  • Suudlar ezanın sesini kıstı

    Suudi Arabistan'da ezan sesinin yüksekliği nedeniyle gelen şikâyetler üzerine cami hoparlörlerine kısıtlama getirildi. İslami İşler Bakanı, "Namaz kılmak isteyenin imamı beklemesine gerek yok" dedi.

    9 gün önce
  • Balon balığı temasla zehirler mi?

    Kızıldeniz'den Akdeniz'e yerleşen ve balık popülasyonuna zarar veren balon ve aslan balıkları, yaz sezonu başında kıyılarda görülmeye başladı. Paylaşılan görüntüler, bu yıl sahillerde denize gireceklerde tedirginliğe yol açtı.

    24 gün önce
  • Türkiye’nin Eurovision macerası neden yarıda kesildi?

    Türkiye, Eurovision şarkı yarışmasına ilk kez, Semiha Yankı'nın "Seninle bir dakika" isimli şarkısı ile 1975 yılında katıldı. 2003 yılında Riga'da yapılan yarışmada Sertab Erener ile ilk kez birincilik alındı. Türkiye, 2013'te ani bir kararla yarışmaya katılmama kararı aldı..

    24 gün önce
  • OSMANLI DEVLETİ'NE YAPILAN 1864 KAFKAS GÖÇÜ

    Sedat KANAT - YÜKSEK LİSANS TEZİ
    ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
    SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
    TARİH ANABİLİM DALI

    25 gün önce
  • Jet Sosyete | İlayda Replikler..

    27 gün önce
  • SAZ - Belgesel | FULL FİLM izle (Türkçe Altyazılı)

    Müzisyen Petra Nachtmanova, sırtında efsanevi çalgı bağlamayla kendini keşfetmek için Berlin’den başlayarak Anadolu’dan Horasan’a kadar uzanan haftalarca süren bir yolculuğa çıkar ve yolculuk boyunca tek bir soru sorar:
    "Bana eve götüreceğim bir türkü öğretebilir misiniz?”.

    27 gün önce
  • Plastik atık ticareti nedir, Türkiye nasıl en çok atık alan ülkelerden biri oldu?

    Plastik kirliliği hakkındaki tartışmalar dünya çapında artarken küresel plastik atık ticareti de son yıllarda daha fazla dikkat çekiyor. Greenpeace'in dün yayımladığı bir rapor Türkiye'ye yurtdışından getirilen plastik atıkların yakıldığını veya çevreye atıldığını ortaya koydu.

    29 gün önce
  • Büyük Kafkas Sürgünü, 21 Mayıs 1864

    Dağıstan ve Çeçenistan ile Azerbaycan'ın kuzeyindeki dağlık kesimden Türkiye'ye göçe zorlanan kişilerin özellikle savaşçıların, bölgenin `ulema` ve `eşraf`ının ve `mürid`lerden oluşan köylüler olduğu biliniyor.

    30 gün önce
  • Müslüman Kardeşler ve AKP: Benzerlikler ve ayrılıklar

    Mısır'da Mursi'nin devrilmesiyle siyasal İslam yeniden tartışmaların odağında. Darbeye en sert tepkiyi veren AKP, Müslüman Kardeşler'in güçlü müttefiklerinden olarak görülüyor. Çağıl Kasapoğlu, iki hareketin benzerliklerini ve farklılıklarını araştırdı.

    30 gün önce
  • Polonya’dan Türkiye’ye Evrensel Bir Yolculuğun Sesi: ‘MONIKA BULANDA’

    Monika Bulanda, nam-ı diğer 'DAVULCU KIZ'. Polonyalı ressam, caz bateristi, perküsyonist, şarkı yazarı ve vokalist. 2008' den beri Türkiye'de yaşıyor. 5 dil biliyor ve Türkçeyi ana dili gibi konuşuyor. Artık bizden biri olarak yaptığı işlerle uluslararası alanda ses getirmeye aday bir sanatçı.

    32 gün önce
  • Melanie - Dust in the Wind

    Single, 2001

    35 gün önce
  • İngiltere Merkez Bankası Başkanı Bailey'den kripto para uyarısı

    İngiltere Merkez Bankası (BOE) Başkanı Andrew Bailey, kripto para birimlerinin "gerçek bir değeri olmadığını" belirterek, bu varlıklara yatırım yapan kişilerin tüm paralarını kaybetmeye hazırlıklı olması gerektiğini söyledi.

    36 gün önce
  • İngiltere Merkez Bankası Başkanı Bailey'den kripto para uyarısı

    _Reklam Birimi_