Seçme Sözler

Yükleniyor...

Seçme Sözler

Öyle insanlar göreceksin ki,
koyunu yemek için tilkiyle plan yapacaklar!
Kurtla birlikte öldürecekler.
Çobanla birlikte yiyecekler.
Sahibiyle birlikte yas tutacaklar ve
hiçbir şey olmamış gibi davranacaklar!

— Şeyh EdebâliOğluna Öğütler

Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili.

Küçük işlere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.

— Platon

Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim elbette. Ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem.{Dostoyevski}

Yalan dört nala gider. Hakikat ise adım adım yürür, fakat yine de vaktinde yetişir.{Japon Atasözü}

Bana hayır diyen herkese minnettarım. Onlar sayesinde her şeyi kendim yapıyorum.{Albert Einstein}

Her şeyin bir sınırı vardır ki, bunun aşılması tehlikelidir. Çünkü bu sınır bir kez aşıldı mı, artık bir daha geri dönülmez.{Dostoyevski}

Asla vazgeçme. Çünkü kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenilirsin!{Che Guevara}

İnsan yüksek düzeyde bir düşünme yeteneğiyle donatılmış değildir. En aydın ve okumuş kişi bile gerek dünyayı, gerek kendini her zaman pek nahif, basite indirgeyen ve aldatıcı formüllerin gözlüğüyle görür, özellikle de kendisi için yapar bunu; çünkü bütün insanlarda, doğarken yanlarında getirdikleri, düpedüz zorlayıcı nitelikte bir gereksinim yaşar; buna göre herkes kendi ben'ini bütünlük içinde tasarlar. Söz konusu kuruntu sık sık ağır bir sarsıntı geçirse de, her vakit yine toparlar kendini, eski sağlamlığına kavuşur. Karşısında oturan katilin gözlerinin içine bakan ve bir an onun kendi sesiyle konuştuğunu sanan, katilin tüm duygu, hüner ve becerilerini kendi içinde keşfeden bir yargıç bir an sonra yine eski kişisel bütünlüğüne döner, yargıç olur yeniden, sıçradığı gibi kendi hayalî ben'inin kabuğu içine çekilir, görevini yapıp sanığı ölüme mahkûm eder. İçlerinde pek çok parçadan kotarıldıkları sezgisi beliren ve kişiliklerinin bir bütünlük taşıdığı kuruntusunu her dâhi gibi aşarak pek çok ben'-den bir çıkın oluşturduklarını duyumsayan kişiler bunu açığa vurmaya görsün, hemen çoğunluk kendilerini deliğe tıkacak, bilimi yardıma çağırıp onlara şizofren damgasını vuracak ve böylelikle insanlığın üzerine kol kanat gererek onun söz konusu talihsiz kişilerin ağzından gerçeğin sesini işitmesinin önüne geçecektir.
[Bozkırkurdu]

Kahrolsun insanları kuruntu ile, vehimle berbat eden gece... Yaşasın güneş... Güneş aydınlığında öyle bir hassa var ki sade dünya değil, insanın beyninin içi de aydınlanıyor.{Bir Kadın Düşmanı, Reşat Nuri Güntekin}

onları bir fikirle uğraştırıp dizginlerini tutmazsanız, uçsuz bucaksız bir hayal dünyasında, başıboş, öteye beriye dolaşıp dururlar. Böyle bir aylaklık içinde ruhların kurmadığı hayal, düşmediği kuruntu, yaratmadığı gariplik kalmaz.
{Denemeler; Ruhlar Üzerine, Michel De Montaigne}

Karanlıkta inşa edilen kuruntu sera çiçekleri gibidir; hızlıca büyür. Karmaşık ve inanılmaz biçimde rüyaların hızına bürünerek ve aşırı gergin zihinde en saçma korkuları kovalayarak, nefesinizi kesen parlak sarmaşıklara dönüşürler.{Sabırsız Yürek, Stefan Zweig}

Kendimi ne kadar manasız şeylerle üzdüğümü anlıyor, bütün kabahati hayalperestliğimde, kendi içime kapanıp kuruntu yapmamda buluyordum. {Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali}

Gençliğimizde yaşamımız için önem taşıyan ve büyük sonuçlar doğuracak olayların ve kişilerin karşımıza davul zurnayla çıkacaklarını sanırız; ama yaşlılığımızda geri dönüp baktığımızda, bunların hepsinin de sessizce, arka kapıdan ve adeta dikkati çekmeden içeri süzülmüş olduklarını görürüz.

Ortalama yetenekteki kişiler için yüksek makamlar tehlikelidir; kendilerini aşmak zorunda kalırlarsa kişilikleri bozulur.{Stefan Zweig}

Hayatta çok fazla fedakarlık yaparsanız insanlara verebileceğiniz pek bir şeyiniz kalmaz ve kimsenin de umurunda olmazsınız. {Karl Lagerfeld}

En zeki öğrenciler tıp ve mühendisliğe gidiyorlar.
İkinci derece mezunlar ise iş idaresi ve iktisat gibi bölümlere giderek birinci derece mezunların yöneticisi oluyorlar.
Üçüncü derece mezunlar ise siyasete yöneliyorlar ve ülkenin siyasetçileri olarak birinci ve ikinci derece mezunlara hükmediyorlar.
Fakat eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisada tahakküm ederek, onları mevkilerinden indirip, isterlerse öldürüyorlar.
Gerçekten dehşet verici olansa asla hiçbir okula gitmeyenler parlamentoya seçiliyor, kabile şeyhlerini kullanarak herkesin onlara itaat etmesini sağlıyorlar. {Jane Marriot'un (büyükelçi), İngiliz avam kamarasına sunduğu Arap dünyasında eğitim konulu rapor...}

Hayat öyle kısa ki; tartışmalara, özür dilemelere kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok. Sadece sevmek için zaman var ve bunun için, tabiri caizse sadece 'bir an' var.{Mark Twain}

Yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu göstermekten başka bir şey değildir. Bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi.{C. Pavese}

Şeytan uyuyakaldı bir gün.
Rüzgar sert esti.
Üç tüy düştü şeytandan.
Biriyi paraya yapıştı,
diğeri mevkiye,
öteki de ihtirasa.
O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı.
{Dostoyevski}

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

— Nazım HikmetYaşamaya Dair - 3 (1948)

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

— Nazım HikmetYaşamaya Dair - 2 (1948)

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

— Nazım HikmetYaşamaya Dair - 1 (1947)

Ayakta kalmasını bilen insanlar için kaybetmek büyük bir mesele değildir. {Charles Bukowski}